Unutulmazlar


Unutulmazlar: Diego Armando Maradona

"Muhabir: Onun gibi olmak ister misin?
Küçük kardeşi: Açıkçası hiç düşünmedim..
Muhabir: Hiç mi?
Küçük kardeşi: Onun bu dünyanın dışından olduğunu inkar edemezsiniz.."
4-5 yaşındaki Hugo Maradona'nın ağabeyi hakkında bu saptamayı yaptığı bir ortamda normal bir durumdan bahsedemezsiniz.. Daha ülke sınırları içinde ciddi anlamda piyasaya çıkmayan Maradona fenomenini ilk ağızdan böyle anlatmak gerekir belki de.. 10 yaşındayken Argentinos Juniors'un küçük takımı Los Cebollitas'ta oynamaya başlayan Diego için ilk hocası Francisco Cornejo şöyle der: "Onun o yaşında sahada yaptıklarını görünce ailesine döndüm ve sordum: Onda bir gariplik var değil mi?" Duruma Cornejo'dan belki biraz daha alışık olan babasının cevabı ise kuru bir evetten ibarettir.. Kasedi çokça ileri saralım.. 1994 Dünya Kupası'nda ikinci turda Romanya tarafından paketlenen Arjantin'de tam bir yas havası vardır.. Ülkenin ünlü radyocularından Alejandro Dolina, El Diego fenomenini daha açıklayıcı bir şekilde masaya koyan bir itirafta bulunur: "Benim için Diego'nun kupayı kazanamaması, Arjantin'in Dünya Kupası'nı kazanamamasından çok daha üzücü bir durum.."Maradona nasıl anlatılır açıkçası çok fikrim yok.. 1982 doğumluyum ve 1986'da önce Dünya Kupası, arkasından Napoli'yle Serie A şampiyonluğu kazanarak zirve performansını sergileyen El Diego'ya yetişememiş bir bireyim.. Doğal olarak Maradona favori oyuncularımdan biri değil ve hiçbir zaman da olmadı.. Benden çok daha genç olanların bu fenomene nasıl kapıldıkları hakkında ise hiçbir bilgim yok.. Benim için Maradona ve Pele'dense Roberto Baggio, Gheorghe Hagi ve Lionel Messi her zaman daha değerli oyunculardır.. Bu adamları izledim ve izlemeye devam ediyorum, ama hayatımda canlı maçını izlemediğim, ya da çok küçükken denk geldiğim adamların taraftarı olmam mümkün değil.. Bu anlamda Maradona'nın oyun gücü hakkında özellikle bizim nesle söyleyebileceğim bir şey yok.. Bir üst jenerasyon ise zaten Maradona'yı en iyi zamanında canlı izleyen kesim ve onların da benim burada yazacağım şöyle adam geçerdi, böyle efsaneydi cümlelerine ihtiyaçları yok..

1970'te, 10 yaşında futbola başlayan ve çok kısa zaman içinde bütün ülkeyi ele geçiren bir furyaya dönüşen Maradona'nın hayatında birçok dönüm noktası mevcut.. Bunlardan birincisi ilk maçına çıkışı El Diego'nun.. "Evden çıktığımda saat 11'di.. Altımda bir kot pantolon, üzerimde ise beyaz bir tişört vardı ve inanılmaz gergindim.." şeklinde özetliyor Maradona bu önemli günü.. Argentinos Juniors'daki harika başlangıcından sonra 1978 Dünya Kupası için Arjantin'in takım seçmelerinin olduğu gün ise Maradona'nın profesyonel kariyerindeki ilk düşüş.. Arjantin'in teknik direktörü Cesar Luis Menotti tarafından çok genç olduğu için kadroya alınmayan 10 numara yaşadığı hayal kırıklığını anlatmak için kelimeler bulamıyor.. Tek bilinen eve gidip saatlerce ağladığı ve bence bu reddin onun futbol hayatında negatif bir motivasyon unsuru olarak öne çıktığı.. Menotti'nin tüm eleştiriler sonrasında 78'de şampiyonluğu kazanması ve Maradona'nın kariyerinin ilerleyen dönemlerinde geldiği nokta kararın tam bir kazan-kazan örneği olarak öne çıktığının ispatı.. 1981'de tek sezonla efsane olduğu Boca Juniors'a transferi ve ilk sezonunda takımı müthiş bir performansla şampiyon yapması sonrasında 1982 Dünya Kupası ise ondan beklentilerin çok yükseldiği ilk büyük organizasyon.. Gruplardan turnuvanın açılış maçında 1-0 kaybettikleri Belçika'nın arkasından ikinci sırada çıkan Arjantin, ikinci turda İtalya ve Brezilya'yla aynı üçlü gruba düşer.. İlk maçta İtalya'ya turnuvanın yıldızların sert ve hırçın savunma oyuncusu Claudio Gentile tarafından tekmelerin yardımıyla adeta pasifize edilen Maradona'nın standardının çok altında bir oyunuyla kaybeder Arjantin.. Bir sonraki maçta Brezilya karşısında mutlak galibiyet gerekmektedir fakat bu sefer de karşısına Zico çıkar ve Brezilya oldukça rahat bir galibiyet alır, 85. dakikada oyundan atılan isyankar Maradona ise evine döner..1986'da ise her şey çok farklı olacaktır.. Futbol tarihinin en dominant oyuncusu her zaman için Pele olarak bilinir ama o seneki Dünya Kupası bireysel performans yönünden bu oyunun zirve noktalarından biridir.. Turnuva boyunca sahada adeta dayak yiyen, özellikle gruplarda İtalya ve Kore Cumhuriyeti karşısında saha çizgileri içinde zulüm gören, muhtemelen bir turnuva boyunca faul yapılma rekorunu da ele geçiren Diego Armando Maradona, gruplardan sonra özellikle çeyrek final ve yarı finalde dubleler yaparak takımı finale çıkarır ve 100 bin küsur seyircinin önünde Batı Almanya oldukça zorlu geçen bir maçın ardından mağlup edilerek Diego'nun ilk ve tek Dünya Kupası gelir.. Turnuvanın da önüne geçen İngiltere maçı ise futbol tarihine işlenir.. O ana kadar atılan en güzel ve en tartışmalı golü tek 90 dakika içine sığdırabilen oyuncu zamanının en klası olan Diego Armando Maradona'dır.. Her ne kadar 70 metre kat ettiği gol İngilizlerin skandal savunma anlayışıyla şu an için çok etkileyici görünmese de şartların zamana uygun olarak değerlendirilmesi sonucunda hala tarihin en özel birkaç golünden biri olarak öne çıkıyor bence..
Maradona'yı Maradona yapansa 1986 Dünya Kupası ve elle atılan golden çok Napoli'yle başardıklarıydı.. Tarihinde şampiyonluğu bulunmayan bir İtalyan takımına yaşatılan 2 şampiyonluk ve kazandırılan bir UEFA Kupası bir daha hiçbir oyuncunun Maradona olamayacağının bir kanıtı olarak futbol dünyasına servis edilen bir argüman.. Her ne kadar Diego'dan önce Napoli, çoğunluk tarafından küme düşmemeye oynayan bir takım olarak görülse de (aksine düzenli kafaya oynayan ve Avrupa'ya giden bir ekiptir) yapılan iş müthiştir.. Muadili bir oyuncunun Tottenham'a ya da Villarreal'e giderek takımı şampiyonluğa ulaştırmasıdır ki bu da şu anda oldukça imkansız görünür.. Maradona, Napoli'ye transfer olduğunda 1960'lardan sonra ülkeye egemen olan catenaccio etkisini artırarak devam ettirmektedir ve 80'lerin ikinci yarısında hocalık yapmaya başlayan Arrigo Sacchi etkisini daha göstermemiştir.. Napoli de ilk şampiyonluğunu müthiş bir defansif organizasyon sonucunda almıştır ve Maradona, ortak kanının aksine Serie A'daki defansif sistemlerin egemenliğinin kendisi için bir avantaj olduğunu, yeteneğini ve kilolu görüntüsüne rağmen daima güçlü bir oyuncu olarak fiziki avantajını başarıya ulaşmak için yardımcı olarak kullandığını söyler ki sonuna kadar haklıdır.. 1990'da sakat bir ayak bileğiyle takımını yine finale kadar çıkaran ve İtalya'da, kendi takımına karşı tüm İtalyan taraftarlara Arjantin'i desteklettiren 10, sadece eşsiz yeteneği ve yaptıklarıyla değil, milli duyguları futbol sahalarında ilk öldüren oyuncu olarak da öne çıkar.. Kendisinin prime'ına yetişememiş, onu izleyememiş biri olarak bana büyüklüğünü en iyi anlatan örnek de budur, eşsiz bir olayın başkahramanıdır..Uyuşturucusuna, futboldan koparılmasına ve bundan sonra oyuna eskisi gibi dönememesine hiç girmek istemiyorum.. Oyuncu kendisine anlamsız bir örnek olma misyonu yüklemedikçe istediğini yapmakta özgürdür kuralını kendi adıma Maradona için de işletirim ben.. Yaptığı yanlışları büyük bir yüreklilikle sahiplenmesi de halkçı yapısıyla birlikte kendisini büyüten diğer etkenler olarak öne çıkar.. 15 ay ceza aldıktan sonra sadece futbol sevgisi nedeniyle kameralar önünde hüngür hüngür ağlayan, futbol kariyeri boyunca samimiyetsizliğin s'sini bile izleyenlere hissettirmeyen Maradona için iki aşk vardı.. Biri kızları, diğeri futbol.. Bu oyundan çok büyük oyuncular geçti.. Bazıları sahaya çıkıp futbol oynadı, Diego Armando Maradona ise trend yarattı.. Ben Maradona'yı canlı izleyemedim.. Son sözü üst jenerasyondan, onun özel hayranlarından birinin cümleleriyle bitirmek isterim:

"16'sında milli, 18'inde şampiyon, 22'sinde dünya yıldızı, 26'sında efsane, 31'inde kokainman, 44'ünde ağır yaralı... Futbolu sevmeyen kaldıysa yeryüzünde, onu seyretmedikleri içindir..."

Bağış Erten
Kaynak:http://tardinibufe.blogspot.com/2010/06/unutulmazlar-diego-armando-maradona.html


UNUTULMAZLAR: KRAL PELE

Edison Arantes Do Nascimento...

Ya da daha bilindik ismiyle "Pele"...

Ona futbolun kralı, kral Pele ya da sadece kral diyenler de var.

Yaşı 50'nin üzerinde olanlar daha iyi hatırlayıp hayranlık duysa da ünü günümüze kadar ulaşmış güzel oyunun başlıca aktörlerinden biri. Brezilya plajlarından çıkıp yeşil sahaların efsanesi olmayı başarmış bir futbol ustası. Kariyeri boyunca 1000 golden fazla atan, futbolun güzel bir oyun olduğunu ilk kez ispatlayanlardan.

Sayısız ödül kazanan, hakkında onlarca belgesel çekilen Pele sadece yeşil sahalarda kalmadı bir dönem beyaz perde de boy gösterdi. Ancak ben Pele'nin Zafere Kaçışını değil arkadaşlarıyla birlikte bizzat zafere ulaşmasını anlatacağım bugün.

Pele'nin dünya kupası macerası 1958'de İsveç'te başlar. 52 yıl önceki dünya kupası onun ilkleri gerçekleştirdiği kupa olarak tarihe geçer. İlk dünya kupası maçına Sovyetler Birliği karşısında çıkan Pele ilk dünya kupası golünü Galler'e attığında 17 yıl ve 239 günlüktü. Dünya kupaları tarihinde gol atan en genç futbolcu olan Brezilyalı efsane, yarı finalde Fransa karşısında 3 gol atarak hat-trick yapan, finalde İsveç karşısında görev yaparak da dünya kupası finalinde oynayan en genç futbolcu unvanının sahibi olur. Pele'nin finalde Brezilya 2-1 öndeyken attığı gol güzel oyunun ilk ve en güzel örneklerinden biri olarak jeneriklerdeki yerini alır. Pele 90. dakikada bir gol daha atar ve Brezilya evsahibi İsveç'i 5-2 yenerek ilk kupasının sahibi olur. Zaferin ardından 17 yaşındaki Pele kahraman ilan edilerek omuzlara alınır. 1950'de kupayı finalde kaybettikleri için üzülen babasına "Üzülme baba, bu kupayı ilerde ben kazanacağım." diyen 9 yaşındaki çocuk verdiği sözü tutmuştur.

1962 Dünya Kupası'nda ise Pele 21 yaşındadır. Şili'de düzenlenen dünya kupası Pele için hayal kırıklığı, Brezilya içinse zafer ile sonuçlanır. İlk maçta Meksika karşısında bir gol atıp bir de asist yaparak turnuvaya çok iyi başlayan Pele'yi Çekoslavakya maçında şanssızlık beklemektedir. Uzaktan attığı bir şut sırasında sakatlanan Pele için dünya kupası o gün sona erer. Turnuvanın geri kalanında oynayamaz. Takımı Brezilya'nın finalde Çekoslavakya'yı 3-1 yenerek kupayı üstüste ikinci kez kazanmasını tribünden izlemek zorunda kalır.

1966'ya gelindiğinde ise siyah beyaz görüntünün yerini yavaş yavaş renklisi alsa da, Pele için renksiz dünya kupası günleri devam etmektedir. Grupta oynanan 3. maçta Portekizli Joao Morais'in sert faullerine maruz kalan Pele sahayı güçlükle terkeder. Pele'yi sakatlayan Portekizliler ironik şekilde Avrupa'nın Pele'si lakabını alan Eusebio'yu sunarlar futbol sahnesine. Brezilya ise grupta üçüncü olarak dünya kupasına erken veda ederken futbolseverler üstüste 2. kez güzel oyunun baş aktörlerinden birini izlemekten mahrum kalır.

1970'te 29 yaşında olan Pele dördüncü kez dünya kupası sahnesindedir. Meksika'da Pele önderliğindeki sambacılar dünya kupaları tarihinin en güzel futbollarından birini sergiler. Mesela Pele'nin Uruguay maçında vücut çalımıyla kalecinden sıyrıldıktan sonra yaptığı vuruş golle sonuçlanmasa da halen akıllardadır. Yineİngiltere maçında ceza sahasında yaptığı kafa vuruşu ve kaleci Gordon Banks'in mükemmel kurtarışı da tarih sayfalarındaki yerini alır. Pele ve arkadaşlarının finaldeki rakipleri ise İtalya'dır. Gol perdesini 18. dakikada adeta kanatlanarak havalanan Pele açar. İtalya karşısında harika bir futbol sergileyen sambacıların son golü birçok belgeselde dünya kupalarının en güzel gollerinden biri olarak gösterilir.Rakip kaleye doğru 9 pasla giderler ve Pele kadrajda olmayan Carlos Alberto'ya asisti yapar. Brezilya, İtalya'yı 4-1 mağlup eder ve son Jules Rimet kupasını müzesine götürür. 1958'de 17 yaşındayken omuzlara alınan Pele 1970'de 29 yaşında yine omuzlardadır. Zirvede başlayan dünya kupası Pele için yine zirvede noktalanır. Dönemin ünlü İtalyan defans oyuncusu Tarcisio Burgnich maç sonrası "Maç öncesi kendi kendime o da herkes gibi etten ve kemikten ibaret. Fazla gözünde büyütme demiştim. Ama yanılmışım" der.

Mevzu Dünya Kupası olduğu için Pele'nin kulüp kariyerine değinme gereği duymuyorum. Ancak şunu da belirtmeden geçmemek gerekir ki, Pele'yi Pele yapan adamlardan biri de Garrincha'dır. Milli takımda golleri atan, gözönünde olan genelde Pele olsa da yaptığı asistlerle, sağ kanattan bindirmeleriyle görünmez kahramanların başında Garrincha gelir. 1962 dünya kupasında Pele'nin sakatlanmasının ardından sazı eline alıp sambacıları zafere taşıyan da ta kendisidir.

Peki kariyeri boyunca 1280 gol attığını söyleyen Pele için en güzel golü hangisi? Pele 2 ağustos 1959'da Santos forması giyerken Club Atletico Juventus'a attığı golün kariyerinin en güzel golü olduğunu söylüyor. 51 yıl önce oynanan maçın görüntüleri ne yazık ki yok. O yüzden Pele ve görgü tanıklarının anlattıkları doğrultusunda bilgisayarda hazırlanmış aşağıdaki video ile yetinmek durumundayız.

 

Evet bu onun en güzel gollerinden biri. Bugün 69 yaşında olan efsane şimdi Güney Afrika'da Brezilya'nın da güzel goller atarak zafere ulaşmasını sabırsızlıkla bekliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder